11 Aralık, 2015

Ertuğrul 1890/海難1890 Premier Film Gösterisi'ne Katıldık

Herkese uzun bir süreden sonra tekrar merhaba!

İşlerimden ve ardından gelen Türkiye seyahatimden ötürü bloguma yazamadığım şeyler oldukça birikti.

Sizlere en son yapmış olduğum Tokyo seyahatimden bahsedeceğim.

Türkiye'de de yakında vizyona girecek olan 'Ertuğrul 1890' filminin, Tokyo'da yapılan Uluslararası Dünya Premier Gösterisi'ne katıldık. Ekim ayında Türkiye'ye ziyaretim süresince eşimin bizim için güzel bir sürpriz hazırladığından habersizdim. Bu gösteri için ve gidiş-geliş biletlerimizi ayarladığını, filme gitmeden sadece iki gün önceden öğrendiğimde çok şaşırmış ve bir o kadar da mutlu olmuştum.

Günübirlik Tokyo seyahatimizden sonra, akşam saat altı sularında Tokyo İstasyonu'na 10 dakika mesafedeki Uluslararası Forum binasının önünde diğer seyircilerle birlikte sıraya girmiş, içeriye alınmayı bekliyorduk. İçeriye alındığımızda koltuk numaralarımız belli olmuştu ve şansa bana gelen koltuk numarası 5. sıra 19. koltuktu. Doğum günüm 19 Mayıs olduğundan eşimle ayrıyetten bu tesadüfe çok şaşırmıştık.



Gösteri salonu katına geldiğimizde mini bir tanıtım alanı ile karşılaştık. Filmin boydan boya afişi, Türk Hava Yolları'ndan kabin memuru iki arkadaş ve iki flying chef - uçan aşçı- ile bol bol sohbet imkanı yakaladım.


 Japon bir pasta aşçısı da bu film için özel ürettiği keklerden satıyordu. Eşim de aşçı olduğundan onun bu ilgisini kendi ağzından dinleme fırsatı yakalamıştık. Kendisi birkaç sene İstanbul'da da aşçılık yaptığını ve ardından Japonya'ya döndüğünü , fakat Türkiye ve Türk sevgisinin hiç bitmediğini söyleyerek böyle bir ürün çıkarmak istediğini anlattı. Emeklerinden ve güzel düşüncesinden ötürü kendisini çok takdir ettik.

Bizlere film galası için verdikleri özel pakette Turkey Home'un  ülkemiz için düzenlediği kıtapçıklardan da vardı. Bizlere cevizli kuru baklava da ikram ettiklerinde ikimizin de keyfine diyecek yoktu. Türkiye özleminden birkaç tanesini de evimize götürmeye karar verdik.

Film başlamadan önce ilk yarım saat boyunca Türkiye'yi tanıtıcı Turkey Home' un hazırladığı güzel videoları seyrettik. Sağım solum hep Japon olduğundan kolaylıkla Türk olduğum bariz anlaşılıyordu. Video gösterimi ardından galanın açılış konuşmasını Türkiye Büyükelçimiz Ahmet Bülent Meriç Japonca bir metinle yaptı. Ardından sırayla film yönetmeni Mitsutoshi Tanaka ve film ekibi sahneye çıktılar ve film hakkında kısa bir söyleşi yapıldı. Ardından hazırlanan bir sürpriz ile dünya şeklindeki kocaman bir balon ve aynı anda tavandan saçılan konfeti ve kalp şeklindeki rengarenk minik balonlar yere süzülmeye başladı. Bu sırada gazeteciler film ekibinin resimlerini çektiler.

15 dakikalık aradan sonra film başladı. Yanımda getirdiğim peçeteler de bitince, film ortasında eşimin mendilini istemek zorunda kaldım. Oturduğum sıra ve arka sıradaki insanlar da filmin hikayesinden benim kadar etkilendiğini rahatlıkla hissedebiliyordum.

Film hakkındaki yorumlarımı soracak olursanız, kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Bu filmi izlediğinizde Japonlara olan sevginizin daha da artacağına eminim. Film çok dramatik olduğundan yanınızda yeterli miktarda peçete götürdüğünüzden emin olun. Yoksa siz de benim gibi  yanınızdakinden ödünç almak zorunda kalabilirsiniz.

Film sonunda ağlamaktan bithap düştüğümüz için ikimiz de biraz yavaşlamıştık. Fakat film sonundaki kokteylde bizi sürprizler bekliyordu! Film aktörlerinin bazıları ile tanışma ve hatta sohbet etme şansına eriştik.



Bu resimde Murat Serezli ile pozumuz var. Ve hatta 1985 yılında Tahran Operasyonu'na katılmış THY operasyon, kabin ve kokpit personelinin ta kendilerini görmek de beni ayrıyetten duygulandırmıştı. Evvelki mesleğimle bir kez daha gurur duyuyorum.


Bu güzel gösterimde katkıları olan başta Tokyo Başkonsolosluğumuz ve Türk Hava Yolları'na yürekten teşekkürlerimi sunuyorum.

Film maceramız buraya kadardı. Gerçekten güzel bir film olmuş. Hatta filmin DVDsi çıkar çıkmaz arşivime koyacağım.


04 Ocak, 2015

Japonca Nasıl Öğrenilir ?

Japonca da diğer dillerde olduğu gibi belli kurallar ve öğrenim teknikleri ile 1 sene içersinde öğrenilebilen bir dildir. Özellikle de Ural-Altay dillerine bağlı olan Korece, Moğolca, Fince, Macarca ve Türkçe de Japonca ile aynı benzer cümle yapılarını taşımaktadır. Bu açıdan diğer dillerle kıyasen bizim dilimize en yakın dillerden birisidir.

Korkutucu gözüken tek kısım alfabeleri. Bunun için gerçekten sabır ve alaka gerekli. 3 tip alfabeleri vardır. Bunlar Hiragana, Katakana ve Kanji alfabeleridir. Bazen bu üç farklı tipteki karekterleri tek bir yazı içinde görebilirsiniz.



Hiragana, pek çok Japonca kelimeyi yazarken kullanılır. Katakana ise yabancı dillerden gelen kelimeleri dilin aslına uygun olarak yazmakta kullanılır. Her ikisi de 46'şar karekterden oluşur ve yazılışları 'vuruşlar' ile tabir edilen sembollerle ifade edilir. Kanji ise aslı Çince'den gelen ses ve kelimelerden oluşur. Çok eskiden Japon Yarımadası'nda yaşayan kişilerin asıl Japonlar haricinde Çinlilerin de olduğu varsayılmaktadır. Çince'de aynı anlama gelen karakter 'ON' okunuşu, Japonca'da ise 'KUN' okunuşu olarak ifade edilir. Her ikisi de kelime içinde farklı anlamlar ve okunuşlar barındırmakta olup, her ikisininde bilinmesi Japoncayı özel ve farklı kılan bir başka özelliktir.



1945 adet gunluk konuşma Kanjileri haricinde, sayısını kesin olarak bilemediğimiz daha birçok Kanji de gerek terimsel gerekse ifadesel anlamda kullanılmaktadır. Ama inanın Japonlar bile çok fazla Kanji bilmemekte hatta günümüz teknoloji çağında artık kimse yazı dilini kalem ve kağıt kullanmadan yaptığı için unutulmaya yüz tuttuğu bir gerçektir.

Peki bu kadar karekter nasıl öğrenilir? Sen nasıl öğreniyorsun? gibi sorularınıza yanıt vermek isterim.

Mutlaka yazarak ve görselleştirerek çalışmanızı eğlenceli bir hale getirebilirsiniz. Bir İngilizce ve Türkçe Öğretmeni olarak sizlere flash card yapımını öneririm. 'Flash Card' demek, mini çalışma kartları demektir. Yani kağıdın bir yüzüne karekteri çizip arka kısmına okunuşunu yazıyorsunuz ve bunu hangi yüzü gelirse okuyup yada yazmaya çalışıyorsunuz. Günlük egzersiz olarak 10 karekter öğrenseniz bu çok çabuk fark yaratacaktır. Biraz da vaktinizle alakalı birşey ama günde 10 dakika bile size çok fayda sağlayacaktır.



Bu arada basit hikaye kitapları internetten bulabilirsiniz. Sadece Hiragana ile yazılı kitaplardan başlayıp olayı ilerletebilmeniz de mümkün.

Herşey yazıp okumadan ibaret değil tabi. Öncelikli tercihiniz okuyup yazma olmalıdır. Çünkü konuşan fakat okuyamayan ve yazamayan çok kişi var. Bunlardan biri olmak istemezsiniz değil mi? Konuşma zaten çok daha çabuk öğrenilen bir yetenek. Bunun için ise size bol bol Japonca şarkılar dilemenizi; film, anime ya da programlar izlemenizi tavsiye ederim. Japonca düşünüp konuşabilmek için kendinizi bir çevirmen olarak değil de, mantığını kavramaya çalışmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü bu size vakit kaybettireceğinden motivasyonunuzu da azaltır. Bu yüzden sık sık tekrar etmenizi ve pratik için arkadaşlar edinmenizi de olanaklar dahilinde tavsiye ederim.

Dilbilgisi için Türkçe anlatımlı Japon Dilbilgisi kitaplarını, eğer İngilizceniz de varsa opsiyonları daha da arttırabileceğimiz diğer yazılı kaynakları ve internet sayfalarını takip etmenizi öneririm. Bu konuda ayrıntılı bilgi edinmeniz için gerek Konsolosluk sayfasını, gerekse Japonca öğreten kurslardan bilgi almanızda fayda var.

Ben Japoncayı ilk defa Türkiye'deki bir kursun 9 aylık yoğun programına giderek öğrendim. Tabi işlerimden dolayı çok fazla pratik yapamadığım için sadece bir kulak dolgunluğu olmuştu. Gramer, kelime yapılarını ve günlük konuşma dilini bilmeme rağmen, Japoncayı Japonya'da öğrendim. Bunu illa buraya gelmenize gerek olmadan da başarabilirsiniz.

Sorularınız veya önerilerinizi bana iletirseniz çok sevinirim. Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.Sevgiler!