21 Eylül, 2016

Yeşil Çay ve Matcha'ya Dair



Günümüzde oldukça popülerleşen yeşil çay, anavatanı Asya'da en az bin yıllık geçmişi ile birlikte, oldukça tüketilen bir çay türüdür.  Gerek geleneksel ve dini törenlerde, gerekse günlük her türlü kullanıma açık olan Japonlar'ın her daim sevdiği çaydır.  Tabiki burada da Lipton gibi hatrı sayılan markaların siyah çaylarını sevmeye başladılar. Ama Japonlar için yeşil çayın yeri ve kullanım şekilleri apayrı. Bizde tiryaki şeklinde tüketilen siyah çay, onlarda yeşil çay. Sağlık açısından vücudumuza faydaları saymakla bitmeyen Yeşil Çay, artık ülkemizde de sevilmeye başladı.

Öncelikle size yeşil çayı yetiştirme aşamalarından bahsetmek istiyorum. Siyah çay,Yeşil çay ve Oolong çay dediğimiz çay tipleri aslında aynı yaprak türünden yani 'Camellia Sinensis' denen bitkiden elde edilmektedir. Tek farkı: İşleme şeklidir.

Çay yaprakları toplandıktan sonra normal siyah çayda yapraklar yavaş yavaş kurutulur. Kurutulduğu esnada yapraklar oksijen ile tepkimeye girer. Yeşil çayda yapraklar toplanır toplanmaz kavrulur ve hızla kuruması sağlanır. Bu yüzden tepkime aşamasına uğramadan çay elde edilmiş olur.

Yeşil çayın antioksidan özelliği siyah çaya oranla çok fazladır. Kafein her iki çayda da vardır, fakat yeşil çayda çok az olmasından dolayı rahatlamak,meditasyon ve sağlık için tüketilmesi faydalı öngörülmüştür.

Yeşil çayın çok çeşitleri var. Fakat ben Matcha ile daha çok ilgilendiğim için size bunu daha detaylı açıklamak istiyorum. Matcha da kaba tabirle yeşil çayın toz halidir. Matcha'nın da yeşil çay gibi çok çeşidi var.

Matcha, Japonların geleneksel çay seramonilerinin olmazsa olmazıdır. Çayın toz haline getirilmesi oldukça zahmetlidir. Bunun için iki silindirik taş arasına dökülen yeşil çayı tahtadan çevirme bir kol ile öğütülmesi oldukça zaman almaktadır.

Bu resimde tapınakta çalışan budist arkadaşımızın daveti ile yeşil çay ve Matcha hakkında bilgi alıyordum. Bu sayede kendi Matcha'mı öğütme şansım oldu.


Pekala, çayı çektik peki çayı nasıl hazırlayacağız? Bunun için bazı ekipmanlara sahip olmamız gerek.

Malzemeler:



Kulpsuz minik bir matcha çay bardağı yoksa mini bir kase
Mini süzgeç
180ml kadar sıcak su
Bambu karıştırma fırçası chasen ve bambu kaşık chashaku.
1 çay kaşığı Matcha

Hazırlanışı

Çay bardağımızın üstüne süzgecimizi oturttuktan sonra Matcha tozumuzu içine eliyoruz. Sonra kaynamış suyumuzu döküyoruz ve ardından zigzag ve hızlı hareketlerle Matcha'mızı iyice köpürene kadar güzelce karıştırıyoruz. İşte çayımız hazır!



Peki çayımız hazır. Ancak çay seramonisi, Japonya'da kurallara dayalı bir ritüel olarak uygulanmakta. Hazırladığımız bu çayın gerçek anlamda paylaşılması ve içimi de şu şekilde olmaktadır:

1) Çayı içecek kişi, hazırlayan kişiye doğru eğilir ve sağ eliyle bardağı alır. Bardak avucunun içinde,sol el de yanda destek olacak şekilde yerleştirilir.

2) Bardak saat yönüne göre üç kez sağ el ile döndürülür.

3) Çayı içtikten sonra, içilen bölge sağ elle silinir ve saat yönünün tersi istikamette döndürülerek çayı sunan kişiye uzatılır.


Tadını herkes sevmeyebilir. Oldukça sert ve taze yaprak olmasından ötürü acımış bir tadı var. Fakat miktarı az olduğundan içimi sıkıntı vermiyor bana.

Matcha sadece çay olarak tüketilmiyor. Yemeklerde ve farklı içeceklerde de kullanılıyor. Dondurma, milkshake,yoğurt ve kokteyl gibi besinlerde tatlandırıcı ile kullanarak tatlı versiyonları da mevcut.

İlgilendiğiniz başka konular varsa bana yazarsanız sevinirim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Hoşçakalın :)

17 Şubat, 2016

Rikugien Bahçeleri

Japonya deyince akla ilk gelen şeylerden birisi de Japon bahçeleridir. Bugün sizlerle Rikugien Bahçeleri'ni ziyaretimden bahsedeceğim.

Geçen Kasım ayında Japonya'da vizyona giren Ertuğrul filminin galasını izlemek için Tokyo'ya gittiğimiz gün, bu güzel bahçeyle karşılaştık. Sabah erken saatte vardığımız için kendimizi yollara vurmuştuk. Karşımıza böylesine güzel ve tarihi bir yer çıktığı için çok mutlu olduk.

Burası  daire şeklinde tasarlanmış , Edo dönemi'ne ait büyük bir bahçe. O zamanların shogunu olan Tokugawa Tsunayoshi, dönemin sanat ve şiirle zenginleşmesine destek vermekteydi. Çin şiirlerinden esinlenerek yazılan altı özellikli diye adlandırılan Waka şiirleri yazılmaya başlamış ve bu bahçe de adını Mukusa-no-sono'dan Çince'den etkilenerek Kanji'nin on yomi- çince okunuşu olan Rikugien'den almıştır.




 Bu bahçede yürürken çıktığınız tepecikler ,döndüğünüz dönemeçler ve mini havuzların hepsi dönemin insanları tarafından sanatsal olarak şekillendirilmiş. Bu yüzden bahçenin her köşesi size inanılmaz huzur vermekte. Bu güzellik 1953 tarafından onaylanıp, Dünya Mirası bölgelerinden biri olarak seçilmiştir.




Gezdikçe içinde bir çok çay evlerine rastladık. Hepsi ağaçtan oluşturulmuş ve Meiji dönemindeki savaşlardan zarar görmeden kurtulmayı başarmış. Akçaağaçlar kışa geçişi müjdelercesine yeşil yapraklarını kırmızıya çalıyordu. Tam da bu güzelliğin ortasındaydık.



En sonunda parkurun en yüksek tepesine, tam 35 metre yüksekliğindeki Fujimi-yama ya Fuji görünümlü tepeye gelmiştik. Panoramik görünümü muhteşem olan bu tepecik gerçekten görülmeye değer bir noktasıydı.


Parkın sonuna doğru bitiş jübilesini yapan yere, yani Togetsukyo'ya ulaşmıştık. Bir başka nefes kesici güzellikte olan bu yer, büyük taş kayaların üzerine buyük bir odun parçasıyla oturtulmuş eski bir köprüydü. Ve bu köprü adını çok ünlü bir şiirden almış.

Sözlerini şöyle çevireceğim:

"Ayın gölgesi geceleğin hareket etmekte,

ve Wakanın kıyısında yanık sesli neyde bir turnanın ağlayışı,

Çok yalnız hissettiriyor..."


Bahçenin tam ortasında kocaman bir Sakura ağacı vardı fakat zamanı daha gelmediğinden bir sonraki sefere Mart sonu gibi bir tatil şansımız olursa o ihtişamlı halini görmek isteriz.

Bir başka macerada görüşmek üzere :)

26 Ocak, 2016

2016' ya Nara'da Girdik

Herkese Merhaba!

Öncelikle yeni yılını kutlarım. Dilerim 2016 yılı, hepimize bol sağlık,mutluluk ve başarı getirir :)

İstanbul'da yaşarken yeni yılı ailem ve arkadaşlarımla kutlardım. Fakat Japonya'daki ailem tatillerde de çalıştığı için genelde böylesine özel günlerde bile toplanıp kutlaşamıyoruz. Bu yüzden yeni yılı eşimle birlikte Nara'da kutladık.

Nara gerek tarihi, gerekse tapınaklarıyla meşhur bir bölgedir. Burası sadece Japonlar için değil, ayrıca turistlerin de uğrak noktasıdır. Önemli zamanlarda tapınak ziyaretlerinde bulunup dualar edip adaklar adıyorlar. Oradaki ahengi ve tabiatı seviyorum. Festival zamanlarında ve yılbaşlarında ise sabahlara kadar açık minik tezgahlarda küçükler için oyun standları büfeler ve restoranlar oluyor.

Biz önce Kasuga Taisha Tapınağı'nı ziyaret ettik. Hınca hınç herkes tapınağa girip dua etmek için uzun kuyruk oluşturmuştu. Biz de girdik kalabalığın içine. Hatta saatler gece 12'yi gösterdiğinde daha tapınak yolu üzerindeydik.



İçeriye girip, duamızı ettikten sonra orada tapınakta çalışanlar okunmuş sake satıyorlardı. Bunu da altın bir ibrikten sake kaselerine dökerek bize tek içimlik servis yaptılar.


Bu yıl da 'OMİKUJİ', yani kısmet kağıtlarından çektik. Bunlar içlerinde 12 farklı kısmet yazılı kağıtlar. 100 yen karşılığında çektiğiniz kısmetiniz, size senenizin nasıl geçeceğini yazıyor. İnanmak serbest. Ben 'fala inanma falsız da kalma' diyenlerden olduğum için, önce Kasuga Taisha'da sonra da Todaiji'de ayrı ayrı çekmek istedim. İlkinde en büyük şans kağıdı çıktığı için 'hadi canım?' dedim ve sağlamasını yapmak için gittiğim bir sonraki tapınakta da 2. kere aynısı çıkınca, hem çok şaşırdım hem de tamam bu kadar denemek yeter deyip kağıtları saklamaya karar verdim. Şaşırmadım mı? İtiraf ediyorum : 'evet, şaşırdım.' :)





Bulunduğumuz bölgede kutsal sayılan geyik parkından geçtik. Gece karanlıkta yetişkin geyikler yavrularına sarılmış uyuyorlardı. Yoldan geçenlerin yediklerini gören yavrular ise koşup ellerinden kapmaya çalışıyorlardı. Vermediğiniz taktirde sizi kovalayıp ısırması çok doğal.


Ve en sonunda büyük Buddha'yı ziyarete, TODAIJI - Büyük Doğu Tapınağı'na gittik. Burası bir Budist tapınağı. Fakat Japonlar genelde hem Şintoist ve Budist oldukları için her ikisini de ziyaret ediyorlar. Sadece yılbaşına özel tağınağın penceresi açıldığında, Buddha'nın yüzü dışardan görkemli bir şekilde görülebiliyor.


57 metre boyunda ve 50 metre genişliğindeki büyük buddha ve dua eden ziyaretçileri.


Burada ne yaptığımı soracak olursanız açıklaması bile gerçekten beni zorlayacak olan birşey aslında. Bu gördüğünüz kolonun altındaki delik, aslında Buddha'nın burun deliğini temsil etmekte ve tam onun iç şekline göre oyulmuş bir oluk. İnanışa göre, eğer bu delikten rahat bir şekilde geçebiliyorsanız, Buddha'nın burnundan hiçbir engele takılmadan rahatlıkla düşüp sorunsuz bir hayat yaşayacaksınız demekmiş. Birkaç ziyaret öncesine kadar bundan oldukça rahatsız olmuş, hep geçemeyeceğim kaygısına girmiştim. Sebebi ise kilom ile barışık olmamamdı. Eşim her seferinde geçebiliyor ben neden geçemiyorum diye de hayıflanıyordum kendime. Bu sene şans kağıdımdan en büyük kısmet , hele de iki kez üst üste çıkınca, denemek kaçınılmaz oldu. Ve aslında korkmanın çok yersiz oldugu kanısına vardım. Şimdi surat ifademi anlıyabiliyormusunuz? :)


Bu da NIO adındaki tapınak geçidi koruyucusu. Sağda ve solda da şeytanı kovan bu gardiyan meleklerden var.


Ve yeni yılın olmazsa olmazı, 'TOSHIKOSHI SOBA' yani yeniyılı kutlarken yenilen noodle. Noodle'lar yerken kolayca kesilebildiği için, bu sene de rahat geçen bir sene olsun anlamında yedikleri bir yemek. Ayrıca Edo zamanında bu soba uzun yaşamı da simgelemektedir. Biz de gerekeni yaptık.




Yeniyılı da bu şekilde kutladıktan sonra sabah 5 treni ile Osaka'ya evimize döndük. Yılbaşı akşamları sabaha kadar çalışan trenleri de ayrıyetten çok seviyorum. İşte böyle güzel bir akşam geçirdik. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın.